29 Aralık 2009 Salı

Bugün halısaha maçı vardı. Dersaneden bi sınıfla yaptık bu maçı. Çok yoruldum lan. İlk yarı fark yedik zaten. Anca 2. yarı takım tamamlanınca farkı azalttık. Ama bir türlü öne geçemedik. Sonuşta 2 farkla mağlup olduk. Olsun değişiklik oldu. Uzun zamandır maç yapmamıştım.
Küfür etmek gibi özgürlük mü var?

27 Aralık 2009 Pazar

Tamam korkulacak birşey yok.

26 Aralık 2009 Cumartesi

Yarın umduğum şey olursa heyecandan ölebilirim.

22 Aralık 2009 Salı

Oğlum bu işler yalan işler. Öğren artık hayatı kuralına göre oynamayı.

20 Aralık 2009 Pazar

Ansızın aklıma geliyor. En hazırlıksız olduğum anda. Sanki herşey duruyor ve o hareket etmeye başlıyor.

Yoksa beraberken ağzımdan düşürmediğim o "Beyaz Büyü" gerçekten esareti altına mı aldı beni?

19 Aralık 2009 Cumartesi

Yahu şu harf hataları benden kaynaklanmıyor. Gerçekten. Tuşa basıyorum aslında ama yazmıyor meret.
Aha kitap bu. Gece okumaz feci haz veriyor. Dün gece okurken perde biraz çekilmiş , pencereden dışarısı gözüküyordu. Her "cin" deyişimde gözüm kaydı oraya. Belki cinler izliyordu beni diye.
Bu sıkıcı akşamda en iyisi kitap okumak.


Belki birazda kestiririm.
Güneş gazetesindeki "Aldatan Kadınların İtirafları" adı altında yazılan yazıları okurken dehşete düştüğüm anlar oluyor. Öyle ki bazı yazılar ensest ilişki kıvamında oluyor. O kadar çarpıcı yazılar ki bunlar insan inanamıyor. Türkiye'de böyle şeylerin olması pek alışılagelmiş değil.


Babalar gibi Justine'de dinlerim.
Benim böyle yazılar yazmamam gerekirdi.
Kelimelerimde , kurduğum cümlerlerde , yaptığım hareket ve tavırlarda ona ait birşeyler var. Onu kendime katıp , sanki onunla yaşıyormuş gibi yaşamaya çalışıyorum. İçime işlemiş üflediği her kelime. Bakışları , vücudumu yakarak yazmış kendine ait olan şifreleri. Bu şifreler , gün geçtikçe artıyor , çözülmesi zor bil hal aldığı gibi daha da derinlere yerleşiyor. Bu şifreler , onun benim yaşama kaynağım olması anlamına geliyor. O , filmlerde ki gibi sihirli şifreleri çözüp , tüm insanlığı kurtaran kahraman gibi benide kurtacak. Bu bir umut...

Umutlar , safsatalardan ibarettir.

18 Aralık 2009 Cuma

Heh! İşte öyle kan verme odasına vardım sonuç olarak. Yine , ama bu sefer daha az bir süre sıra bekledim. Sıram geldiğinde hızlı adımlarla kan vereceğim koltuğa oturdum. Oturmamla hafiften başım dönmeye ve nefesim hızlanmaya başlamıştı bile. Klasik olarak hemşire iğneyi sokacağı damarı aradı durdu. Aslında o kadar çok damar belli oluyor ki nedense hanımefendi bir türlü beğenemedi bir tanesini. Neyse damarı bulduktan sonra lap diye sokuverdi iğneyi damara. Sonra tüplerden birini taktı ve inanılmaz bir hızda iğneden geçen kan tüpe dolmaya başladı. Normal süreden daha önce 4 tüp dolmuştu. Ama bende ne renk kalmıştı ne de nefes. Resmen nefes nefese kalmıştım ve kalbim çok hızlı atıyordu. Her zaman ki gibi oturduğum yerden hızla kalkınca başım nasıl dönüyorsa bu gelenek bozulmadı , başım az da olsa döndü.

O sırada annem kan vermek için üzerimden çıkarttığım montumu giydirmeye çalıştı ama ben sinirlenerek ona "Anne daha kan durmadı" dedim. O hiç dinler mi? Aman aman birşey olmaz geçer şimdi diyerek montu anlayamadığım bir pratiklikle bir kolumdan geçirdi. Diğer tarafında geçmesi zor olmadı.

Öyle düştük yola. Yolda vitrinde gördüğüm poğaçalardan çekti. Anneme dedim , onun canı simit çekmiş. Gittik simit aldık. Eve geldik , oturdum bi güzel yedim simitleri.

Tabii sonra yine uyudum. Altta yazdım. Yemek yedikten sonra uyumak gibisi yok.

Akşam gelirim belki. Hadin görüşürüz.

17 Aralık 2009 Perşembe

Geçen pazartesi , kan tahlili yaptırmak için Sağlık Ocağına gittim.

Küçüklüğümden beri bu tür hastane ve muayenehane gibi ortamlarda sıkça bulunduğum için gayet rahattım. Her devlet kurumunda olduğu gibi işlem yapabilmek için sıra numarası aldım ve sıramı beklemeye başladım. Çok beklemeden sıram geldi ve görevli bayanın yanına giderek kan tahlili yaptırmak istediğimi belirttim. Birkaç küçük işlemden sonra tekrar sıra numarası verdi ve 2. kata çıkıp ilk önce doktora muayene olup ondan sonra kan aldırabileceğimi söyledi.

Muayene için sıram geldiğinde çok heyecanlandım. Doktoru çok merak ediyor , acaba nasıl muayene edecek diye düşündüm. O kulağına takıp soğuk kısmını sırtıma ve gögsüme koyması küçüklüğümden beri bana çok ilginç ve heyecanlı gelmiştir. Ama heyacanımın aksine muayene olmadan sadece tahlilde bakılması gereken değerler yazdıldıktan sonra odadan çıktım.

Uzun yazı yazmayı sevmiyorum ya. Yarın devam ederim.
Yemek yedikten sonra uyumak gibisi var mı? Yoooooooooook!
Üzerinize bir ağırlık çöküyor , ondan önce yediklerinizi sindiriyorsunuz. Hafif hafif başınız düşüyor , kirpikleriniz başınıza uyum sağlıyor. Ağzınız , başınızın eski halini aldığı anda açılmaya , yani esnemeye başlıyorsunuz. Sonra üşenerek ve binbir güçlük çekermişcesine yatağınıza doğru yola çıkıyorsunuz.

Sonunda yatağınıza geliyorsunuz.

Yorganı yavaşca açıp , hızlıca kendinizi yatağa bıraktıktan sonra üzerinize çekiyorsunuz yorganı. O anda yatağın dışarıdan daha soğuk olduğunu anlıyornusunuz. Bacaklarınızı karnınıza çekip , yorgana daha sıkı sarılıyorsunuz. Kiminizde kafasını iyice yorganın içine gömüyor. Ardında ufak ufak homurdanıp , yatağında ısınmasıyla yavaşça uykuya dalıyorsunuz..


Uyumak , boşalmak ve tuvalete çıkmak gibi insanı rahatlatan başka ne var?

12 Aralık 2009 Cumartesi

Son 1 haftadır hayat güzel gibi. Dersanede ki arkadaşlarım baya kaynaştık. Amaçsızca geyikler , çekilen sürüyle fotoğraflar , ileride yapılmak istenen aktiviteler hakkında konuşmalar falan yaptık. Hepsi birbirinden iyi ve içi dışı bir insanlar..

Babam emekli oldu. Dolayısıyla da bir eve kapanma içgüdüsü oluştu kendisinde. İki gündür evde ve halinden gayet memnun gibi. Bu duruma pek alışamadım çünkü küçüklüğümden beri babamı evde az görmüşümdür. Gece geç gelirdi , akşam da geç giderdi işe. E ben de sabah erken gittiğim için ne sabah görebilirdim ne de akşam eve geldiğimde. Anca haftasonları işte..

Babamın evde daha çok kalmasından sonra aile arasında bir sıcaklık oluştu. Annemle araları iyi , ev dışında ki sorunlardan da biraz uzaklaşmış durumda. Bu da onun rahat olmasını sağlıyor. Bu rahatlık bize yansıyor ve huzura kavuşuyor.

Bakalım şuan işler yolunda gibi. Umarım bozulmaz.

Şimdi , kopan aile bağlarımızı tekrardan birleştirmek adına , babamın evde olduğu zamanlarda evde beraber vakit geçirebilmemiz için monopoly tarzı oyunlardan bakacağım. Dayımlarda çok oynardık. Hep özenirdim.

3 Aralık 2009 Perşembe

Dün gece annemle kavga edip , kendimi sokağa atmam çok onurlu bir hareketti aslında. Çünkü ben ona ; "eğer bir kelime daha edersen evden giderim" demiştim. Bu lafımım üzerine kalkıp hala laf etmesi doğru değildi.
Evden çıktığım gibi babamın yanna gittim. Heralde 1 saat kadar yanında durdum , bulaşık falan yıkadım. Suyu çok seviyorum. Özellikle su sesini. Biraz rahatladıktan sonra yola koyuldum.
Haa ben müjdemi vermedim değil mi? Sigaraya başladım yavrucum. Öküz gibi de içiyorum.

Müjdemi verdikten sonra dün akşam olanlara devam edeyim. Evin sokağına geldiğimde sigaramın bitmemiş olması ve henüz annemlerin yatmamış olma ihtimali olduğu için sokağa girmeden devam ettim. İlerde mahallenin delikanlılarının toplandığı bir yer var oraya gittim. Yaklaşık 1 saat oturduktan sonra geri döndüm , vurdum kafayı , yattım.




1 Aralık 2009 Salı

Benim hoşlandıklarım benden hoşlanmıyor , benim hoşlanmadıklarım benden hoşlanmıyor.

Şuyoğurdusarımsaklasaktamısaklasaksarımsaklamasaktamısaklasak?
Hep "bays" demek istemişimdir.
Bir an önce 2 altta ki yazının daha da altlara gitmesi gerekiyor. Artık yas tutmamalı , yeni ufuklara yelken açmalııııı. Tez elden...


Padişah fermanı gibi oldu.

Hadi ben kaçtım. Bays...


Anne herşey düzelecek mi?