Heh! İşte öyle kan verme odasına vardım sonuç olarak. Yine , ama bu sefer daha az bir süre sıra bekledim. Sıram geldiğinde hızlı adımlarla kan vereceğim koltuğa oturdum. Oturmamla hafiften başım dönmeye ve nefesim hızlanmaya başlamıştı bile. Klasik olarak hemşire iğneyi sokacağı damarı aradı durdu. Aslında o kadar çok damar belli oluyor ki nedense hanımefendi bir türlü beğenemedi bir tanesini. Neyse damarı bulduktan sonra lap diye sokuverdi iğneyi damara. Sonra tüplerden birini taktı ve inanılmaz bir hızda iğneden geçen kan tüpe dolmaya başladı. Normal süreden daha önce 4 tüp dolmuştu. Ama bende ne renk kalmıştı ne de nefes. Resmen nefes nefese kalmıştım ve kalbim çok hızlı atıyordu. Her zaman ki gibi oturduğum yerden hızla kalkınca başım nasıl dönüyorsa bu gelenek bozulmadı , başım az da olsa döndü.
O sırada annem kan vermek için üzerimden çıkarttığım montumu giydirmeye çalıştı ama ben sinirlenerek ona "Anne daha kan durmadı" dedim. O hiç dinler mi? Aman aman birşey olmaz geçer şimdi diyerek montu anlayamadığım bir pratiklikle bir kolumdan geçirdi. Diğer tarafında geçmesi zor olmadı.
Öyle düştük yola. Yolda vitrinde gördüğüm poğaçalardan çekti. Anneme dedim , onun canı simit çekmiş. Gittik simit aldık. Eve geldik , oturdum bi güzel yedim simitleri.
Tabii sonra yine uyudum. Altta yazdım. Yemek yedikten sonra uyumak gibisi yok.
Akşam gelirim belki. Hadin görüşürüz.
0 yorum:
Yorum Gönder