26 Kasım 2009 Perşembe

Bugün ilk göz ağrımın doğum günüydü.

Farklı duygularla uyandım uykumdan. Bir boşluk , bir yanlışlık , yapılması gereken ama yapılmamış birşeyler var gibiydi kalkıp yatağın köşesine oturduğumda. Uyandığım şehir , sokak , apartman , yatak farklıydı. Onun yanına gitmek için uyanmam gerekirken ben , amacım olmadan gözlerimi açtım bu sabah. Onsuz geçirdiğim önceki günlerde ki gibi boğazım düğümlü ve acı , nefesim hızlı ve derin...


Onu çok özledim...

Dün gece aradım. Açmadı...

Bugün saat 17 gibi aradı , telefon elimdeydi. Ekranda adını görünce kalp atışlarım hızladın , içim ısındı , gözlerim buğulandı. Hızla ve heyecanla kalktım koltuktan , odama gittim. Bir çırpıda adını rehberden buldum , aradım.
Sesi soğuk , ciddi ve asildi. Fazlaca asil...

Sesim ürkek , çocuksu ve fakirdi.

Hal hatır sordum , iyiyim dedi.

Bugün neler yaptığını sordum , sıraladı. Canımı yakmadı bu sefer. Demek ki aramadan önce ettiğim dualar kabul olmuştu.


Evet , siz hiç sevdiğiniz insanı ararken "ne olur canımı yakmasın" diye dua ettiniz mi?

İyi akşamlar diledim , kapattık.

22 Kasım 2009 Pazar

Lan blog bildiğin piç oldu. Yarın elleşecem artık uykum geldi
Blogun ismini balikzöpücüğü ya da balikzöpçüktüğü olarak mı değiştirsem? Ha?

21 Kasım 2009 Cumartesi

Fenev

Bugün feneri eze eze sahaya gömdük. Yine thrasher bi Beşiktaş'lı olarak şeklimi koydum mekanda. Bağırdım , çağırdım , küfür ettim. Ohh ulan ne koyduk be fenere!

20 Kasım 2009 Cuma

Bit , pire.

Sınavlarımın artık bitmesini istiyorum. İstanbul'a dönüp , kusana kadar içmek , sonrada kanepede sızmak istiyorum. Ertesi sabah uyanıp zombi gibi dolaşmak istiyorum. Onunla barışmak istiyorum. Doğum günü çocuğu şımarıklıkları yapmak istiyorum.

Belki daha binlerce şey isteyeceğim ama ben asıl onu istiyorum...

19 Kasım 2009 Perşembe

1 haftadır sınavlarım nedeniyle Samsun'dayım. Buraya her geldiğimde İstanbul'un ne kadar mükemmel bir şehir olduğunu tekrar anlıyorum.

Devamlı kalacak yerim olmadığı için göçebe hayatı yaşamaktayım bir süredir. Kalabileceğim en yakın dayımlar ama onlara gitmek için ve geri okula dönebilmek için toplamda bir 20 lira attırmam gerekiyor. Bunu verebilecek güçteyim ama elim cebime gitmiyor , hergün bu parayı vermekte adama çok koyuyor doğrusu.

Ben İstanbul'u , annemi , kardeşimi , babamı özledim.

17 Kasım 2009 Salı

KIRIT-İK

Ahanda sıcak sıcak çıktı fırından.


"Dünyanın sonunu anlatan bir filmden nasıl bir senaryo bekliyorsunuz?

2012 filmi hem görsel efektleriyle hem aksiyon sahneleriyle benden tam puan aldı. Filmi türünde ki diğer filmlerden ayıran ve benimde filmi merakla beklememi sağlayan özelliği Maya'ların kehanetini anlatmasıydı. Klasik bir "dünyanın sonu" filmi gibi meteor çarpması veya uzaylı istilası değil. Bu yönüylede diğer filmlerden daha üstün ve dikkat çekici. Senaryo'da tek klişe olan; başrol oyuncusunun sorunlu bir aile yapısına sahip olmasıydı.

Oyunculuk olarak zeng,n rus milyarde Yuri karakteriyle karşımıza çıkan Zlatko Buric , Amerikan ekonomisinden ve gemilerin inşaasından tutunda kaçmayala ilgili ne varsa ondan sorumlu olan Carl Anheuser karakteriyle Oliver Patt. Özellikle Yuri'nin Bentley ve boksörle konuşma sahnelerinde ki oyunculuğu enfesti.

John Cusack ise canlandırdığı karakteriyle beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Yanlış anlaşılmasın karakterden bahsediyorum oyunculuk değil. Karaketerin felaket başladıktan sonra daha aklı başında ve ciddi olmasını beklerdim. Zaten yukarda da bir arkadaş böyle bir eleştiride bulunmuş.

Yorumun devamı gelecektir... "

15 Kasım'da yazmışım ve devamı gelecek demişim. Gelir gelir bekleye durun.

Dünya' nın sonu , felaket ve kehanetler üzerine olan filmleri çok seviyorum. Geçen cumartesi bu 3 kriteri barındıran 2012 filmini izlemeye gittik. Ufak bir krtik yaptım , hadi bakalım.

Bulabilirsem ekleyeceğim...

Üş...

Altta yaptığım konser kritiğinin yazıları biçimsiz olmuş. Üşengeçliğimden girip düzeltemiyorum. Siz burdan anlayın ne kadar üşengeç bir adam olduğumu.

12 Kasım 2009 Perşembe

Hatesphere Konseri.

Bir sitede yazdığım yazıyı burayada kopyalayamak istedim.

Buyrunuz.

Yavaştan ben de Hatesphere konserini yorumlamaya başlayayım.


Geceye geç katıldığım için Heretic Soul'u izleyemedim. Burak'ın yorumlarından da anladığım kadarıyla çokta birşey kaçırmamışım.

Kemancıya girmeden önce kendi kendime "şimdi bu adamları o kadar kalabalığın arasında nasıl bulacağım" demiştim ama içeri girer girmez Aytaç gördü hemen beni. Konsere gelenlerin ne kadar az olduğunu anlayın işte... Gittim yanlarına ve öpüşüp koklaştıktan sonra Insistence'ı dinlemeye koyuldum. Bu arada toplamda 10 kişi falan dinliyordu heralde Insistence'ı. Neyse ; Insistence'ı önceden hiç dinlememiştim ama vokalin hareketleri olsun sahnedeki duruşu olsun sağlam gözüktü bana. Sahne hakimiyeti ve seyircilerle olan diyalogu gayet iyiydi. Ama tek rahatsız edici hareketi ise sürekli seyircilere sırtı dönük olmasıydı. Başını tam hatırlamıyorum ama dikkat çekmek için "... burası kadıköy değil" demesi beni baya güldürmüş ve daha da önlere gitmemi sağlamıştı. Kısacası vokal şu sırt dönme dışında gayet iyiydi. Grubun bassçısını yolda görseniz hanım evladı dersiniz. Yani o derece mülayim bir adam görüntüsündeydi. Zaten konser sırasında ki mimikleri , gereksiz yere ağız burun bükmesi hiç inandırıcı değildi. Bence gidip Bülent Ersoy'la çalışmalı.

Grup yeni şarkısını da çaldı ama beni önceki şarkıları kadar etkilemedi. Sertleşme adına körelmiş gibi geldiler. Belkide bu ses sisteminin berbat olmasından kaynaklanmış olabilir.

Sanırım yeni şarkılarını çaldıktan hemen sonra mekanda polis amcalar gördük. İçeride volta atarken "biz burdayız akıllı olun" havalarındaydılar. Tam bu sıralarda Pervane Adam , Sergencore'u tuvalete gizlemişti bile (Burak'a söylemedim ama bu hareketini çok tuttum. Helal olsun sahip çıktı arkadaşına.)

Hemen hemen bir 20 dakika bu volta işlemi sürdü. Tabii Sergencore'da tuvallette mahkum kaldı Ama hardcore adam kabında durmaz. O da bunu bilincinde olarak çıkmış tuvaletten , gitmiş yarı tavuk yarı martı etinden yapılmış döneri yemiş Afiyet olsun


Bir süre sonra yine önceden hiç dinlemediğim One Bullet Left sahnedeydi. Aman tanrım o ne bassçıydı öyle! Adam tam bir mutant. Bass gitar çalmak için yaratılmış adeta. Zaten adam bu öküzlüğünün hakkını bassı çalarakta fazlasıyla verdi. Vokalden çok o vardı sahnenin ortasında. Back vokal olarakta şarkılara katıldı arada. Bassçı ne kadar mutantsa vokalde o kadar 3 çocuklu baba görüntüsündeydi. Çok çabaladı seyircileri önelere çekebilmek için ama nafile. O da Burak'ın dediği gibi önde duran 8-9 kişiyle wall of death yaptırmaya kalktı. Kesin komik bir görüntü olmuştur ama Hatesphere'a ısınmamız gerekiyordu.

Az sonra çok özel anlarımda hayalini kurduğum Özge Özkan sahnedeydi. Yakından görünce görmez olaydım dedim. Sosyetik konsomatris tipi vardı kendisinde. Gruplar beraber söylediği şarkıda da sıçtı tam anlamıyla. Bunda yine ses siteminin kötülüğünün payı vardır ama kendiside hiç istekli değildi.

Saat 11 sularında ilk önce ekran bir kalabalık ardından da keskin bir gitar sesiyle ayaklandık. Biz dışardaydık ve Hatesphere fişeği ateşlemişti. Daldık hemen içeriye ve en önde Burak olmak üzere saflarımızı aldık

Önce ki üç gruba göre izleyenler daha fazlaydı fakat bundan kimse tatmin olmadı. Ama adamlar bunu hiç iplemedi , çalmaya ve içmeye devam ettiler. Konserin bu bölümünde ben de yavaş yavaş gaza gelmiştim. Nispeten One Bullet Left'e göre daha çok mosh pit döndü ortalıkta. Sonlara doğru thrash tayfası falanda katılınca çok gaddar şeyler oldu Kemancıda. Yeri geldi dirsek yedim , gözüm şişti , yeri geldi yere kapakladım. Fotoğraflardan da belli oluyor zaten leş gibi terlemişim

Millet sanki 3 saat tutmuş kendini herkes Hatesphere'da koptu anasını satayım. Son parçalarada baya kalabalıklaştı ortam. Millet kafaları çekti , sapıttı tabi.

Bu sapıtanlar arasında Satyricon t-shirt'lü bi bilekçi zamazingoda vardı. Kafa sallamaktan ve saçma sapan el hareketleri yapmaktan başka bildiği bir cacık yoktu. Sanırım vokaldi tam hatırlamıyorum ama Burak'a verilen suyu elinden alıp etrafa saçtı. Bu su yüzünden de yere uçtum zaten

Sahne önünün sağ tarafında taaa Insestence'dan beri kafa sallayan bir dişi vardı. Ve bu dişi One Bulle Left sahnede iken çeşitli darbelere maruz kaldı. Hatta bi ara elime geldi saçı , küfür ederek yavaşça iteleyerek uzaklaştırdım kendisini


Hatesphere sahnedeykense bu sefer beyaz t-shirt'lü ortalama 40 kilo ve 1.55 boyunda bir dişi belirdi. Kendisi ne yapmaya çalıştı bilmiyorum ama baya bir dayak yedi ahali tarafından Kız bağına o kadar ayının arasında ne işin var?

Konserde en güzel şey vokal Jonathan'ın sempatik hareketleriydi. Şerefe demesi , tesbih sallaması , elleriyle kalp yapması , göbek atması falan seyirciyi iyiden iyiye havaya soktu.


Sonucunda da Burak'la kanka oldular zaten. Aradım , konuştum. Cuma kahveye okey oynamaya gelecekmiş. Ortim Burak olsun dedi. Ordan da fasıla akarız dedi kendisi. Rakı içmeyeli çok olmuş.

Konser sonunda Burak'ın "hatebreed konserinin yanında bu müslüm gürses kalır" demesi çok koydu itiraf edeyim Hala gidemediğime pişmanım.

Kemancıda çalışan kıza da vuruldum lan ben


Hepsini okumayın. Yazım hataları boldur , anlatım bozukluğu fazladır



Burak kot ceketi unutma

2 Kasım 2009 Pazartesi

Geçen süre zarfında çok zor günler yaşadım. Ailemle , özelliklede babamla baya sert tartışmalarımız oldu. Zaman zaman annem , babamla araları bozulmasın diye onun safında yer aldı , beni eleştirdi. Onunla da sert tartışmalar yaşadım. Ama bu kavgaların sonunda hep barıştık. Çünkü o meşhur "ana yüreği" devreye girdi. Evet girdi ama ben bir kere çok kırılmış , üzülmüş ve bu olanları hala unutamamıştım.

Babamla olan kavgalarımızın başlangıcı , benim onun yanında işe başlamış olmamdı...

Aylar sonunda okuldan dönmüş evde oturuyordum. Artık büyüdüğüm ve çalışabilecek durumda olduğum için rahat edemedim. Sonuçta çalışabilir , para kazanabilir ve eve yardımcı olabilirdim. E maşallah boyum posumda yerinde. Koca bir adamın evde kalmış kadınlar gibi oturması çok rahatsız edici ve hiç hoş değil. Bu zamanda durumun müsait ise çalışıp eve yardım etmek zorundasın. Kimsenin oturup kıç büyütme lüksü yok. Zaten büyüdükçe ailende senden böyle bir beklenti içerisine giriyor. Özellikle baba , kendisi küçük yaşta çalıştığı için kendi oğlundan bunu bekliyor. Bende bunların bilincinde olarak çalışmaya kadar verdim. Bunu ilk önce anneme sonrada babama söyledim. Zaten babamda ben okuldan dönmeden önce annemle bu konuyu konuşmuş , "okulu bittiğinde gelsin dükkanda çalışsın" demiş. Ne güzel. Baba ve oğul beraber çalışacaktık.

Tabii herşey böyle güllük gülistanlık değil. Gülü seven dikenine katlanır.

Çalışma isteğimi babama da söyledikten 3 gün sonra akşam babam evi aradı ve üstümü giyinip hemen yanına gelmemi istedi. Dükkanda işler yoğunmuş ve eleman eksikliği varmış. Dükkan dediğim restorant. Neyse ben giyindim , çıktım gittim babamın yanına. Soğuk karşıladı biraz beni. Anlam veremedim. Sonra birkaç şey söyledi yapmam gerekenlerle ilgili ve bende çalışmaya başladım...


Devamı daha sonra...
Yazmayalı baya olmuş.

Ufaktan birşeyler karalayıp , tekrar yazmaya başlamak güzel olacak.