29 Aralık 2009 Salı
Bugün halısaha maçı vardı. Dersaneden bi sınıfla yaptık bu maçı. Çok yoruldum lan. İlk yarı fark yedik zaten. Anca 2. yarı takım tamamlanınca farkı azalttık. Ama bir türlü öne geçemedik. Sonuşta 2 farkla mağlup olduk. Olsun değişiklik oldu. Uzun zamandır maç yapmamıştım.
27 Aralık 2009 Pazar
26 Aralık 2009 Cumartesi
22 Aralık 2009 Salı
20 Aralık 2009 Pazar
Ansızın aklıma geliyor. En hazırlıksız olduğum anda. Sanki herşey duruyor ve o hareket etmeye başlıyor.
Yoksa beraberken ağzımdan düşürmediğim o "Beyaz Büyü" gerçekten esareti altına mı aldı beni?
19 Aralık 2009 Cumartesi
Güneş gazetesindeki "Aldatan Kadınların İtirafları" adı altında yazılan yazıları okurken dehşete düştüğüm anlar oluyor. Öyle ki bazı yazılar ensest ilişki kıvamında oluyor. O kadar çarpıcı yazılar ki bunlar insan inanamıyor. Türkiye'de böyle şeylerin olması pek alışılagelmiş değil.
Babalar gibi Justine'de dinlerim.
Kelimelerimde , kurduğum cümlerlerde , yaptığım hareket ve tavırlarda ona ait birşeyler var. Onu kendime katıp , sanki onunla yaşıyormuş gibi yaşamaya çalışıyorum. İçime işlemiş üflediği her kelime. Bakışları , vücudumu yakarak yazmış kendine ait olan şifreleri. Bu şifreler , gün geçtikçe artıyor , çözülmesi zor bil hal aldığı gibi daha da derinlere yerleşiyor. Bu şifreler , onun benim yaşama kaynağım olması anlamına geliyor. O , filmlerde ki gibi sihirli şifreleri çözüp , tüm insanlığı kurtaran kahraman gibi benide kurtacak. Bu bir umut...
Umutlar , safsatalardan ibarettir.
18 Aralık 2009 Cuma
Heh! İşte öyle kan verme odasına vardım sonuç olarak. Yine , ama bu sefer daha az bir süre sıra bekledim. Sıram geldiğinde hızlı adımlarla kan vereceğim koltuğa oturdum. Oturmamla hafiften başım dönmeye ve nefesim hızlanmaya başlamıştı bile. Klasik olarak hemşire iğneyi sokacağı damarı aradı durdu. Aslında o kadar çok damar belli oluyor ki nedense hanımefendi bir türlü beğenemedi bir tanesini. Neyse damarı bulduktan sonra lap diye sokuverdi iğneyi damara. Sonra tüplerden birini taktı ve inanılmaz bir hızda iğneden geçen kan tüpe dolmaya başladı. Normal süreden daha önce 4 tüp dolmuştu. Ama bende ne renk kalmıştı ne de nefes. Resmen nefes nefese kalmıştım ve kalbim çok hızlı atıyordu. Her zaman ki gibi oturduğum yerden hızla kalkınca başım nasıl dönüyorsa bu gelenek bozulmadı , başım az da olsa döndü.
O sırada annem kan vermek için üzerimden çıkarttığım montumu giydirmeye çalıştı ama ben sinirlenerek ona "Anne daha kan durmadı" dedim. O hiç dinler mi? Aman aman birşey olmaz geçer şimdi diyerek montu anlayamadığım bir pratiklikle bir kolumdan geçirdi. Diğer tarafında geçmesi zor olmadı.
Öyle düştük yola. Yolda vitrinde gördüğüm poğaçalardan çekti. Anneme dedim , onun canı simit çekmiş. Gittik simit aldık. Eve geldik , oturdum bi güzel yedim simitleri.
Tabii sonra yine uyudum. Altta yazdım. Yemek yedikten sonra uyumak gibisi yok.
Akşam gelirim belki. Hadin görüşürüz.
17 Aralık 2009 Perşembe
Geçen pazartesi , kan tahlili yaptırmak için Sağlık Ocağına gittim.
Küçüklüğümden beri bu tür hastane ve muayenehane gibi ortamlarda sıkça bulunduğum için gayet rahattım. Her devlet kurumunda olduğu gibi işlem yapabilmek için sıra numarası aldım ve sıramı beklemeye başladım. Çok beklemeden sıram geldi ve görevli bayanın yanına giderek kan tahlili yaptırmak istediğimi belirttim. Birkaç küçük işlemden sonra tekrar sıra numarası verdi ve 2. kata çıkıp ilk önce doktora muayene olup ondan sonra kan aldırabileceğimi söyledi.
Muayene için sıram geldiğinde çok heyecanlandım. Doktoru çok merak ediyor , acaba nasıl muayene edecek diye düşündüm. O kulağına takıp soğuk kısmını sırtıma ve gögsüme koyması küçüklüğümden beri bana çok ilginç ve heyecanlı gelmiştir. Ama heyacanımın aksine muayene olmadan sadece tahlilde bakılması gereken değerler yazdıldıktan sonra odadan çıktım.
Uzun yazı yazmayı sevmiyorum ya. Yarın devam ederim.
Yemek yedikten sonra uyumak gibisi var mı? Yoooooooooook!
Üzerinize bir ağırlık çöküyor , ondan önce yediklerinizi sindiriyorsunuz. Hafif hafif başınız düşüyor , kirpikleriniz başınıza uyum sağlıyor. Ağzınız , başınızın eski halini aldığı anda açılmaya , yani esnemeye başlıyorsunuz. Sonra üşenerek ve binbir güçlük çekermişcesine yatağınıza doğru yola çıkıyorsunuz.
Sonunda yatağınıza geliyorsunuz.
Yorganı yavaşca açıp , hızlıca kendinizi yatağa bıraktıktan sonra üzerinize çekiyorsunuz yorganı. O anda yatağın dışarıdan daha soğuk olduğunu anlıyornusunuz. Bacaklarınızı karnınıza çekip , yorgana daha sıkı sarılıyorsunuz. Kiminizde kafasını iyice yorganın içine gömüyor. Ardında ufak ufak homurdanıp , yatağında ısınmasıyla yavaşça uykuya dalıyorsunuz..
Uyumak , boşalmak ve tuvalete çıkmak gibi insanı rahatlatan başka ne var?
12 Aralık 2009 Cumartesi
Son 1 haftadır hayat güzel gibi. Dersanede ki arkadaşlarım baya kaynaştık. Amaçsızca geyikler , çekilen sürüyle fotoğraflar , ileride yapılmak istenen aktiviteler hakkında konuşmalar falan yaptık. Hepsi birbirinden iyi ve içi dışı bir insanlar..
Babam emekli oldu. Dolayısıyla da bir eve kapanma içgüdüsü oluştu kendisinde. İki gündür evde ve halinden gayet memnun gibi. Bu duruma pek alışamadım çünkü küçüklüğümden beri babamı evde az görmüşümdür. Gece geç gelirdi , akşam da geç giderdi işe. E ben de sabah erken gittiğim için ne sabah görebilirdim ne de akşam eve geldiğimde. Anca haftasonları işte..
Babamın evde daha çok kalmasından sonra aile arasında bir sıcaklık oluştu. Annemle araları iyi , ev dışında ki sorunlardan da biraz uzaklaşmış durumda. Bu da onun rahat olmasını sağlıyor. Bu rahatlık bize yansıyor ve huzura kavuşuyor.
Bakalım şuan işler yolunda gibi. Umarım bozulmaz.
Şimdi , kopan aile bağlarımızı tekrardan birleştirmek adına , babamın evde olduğu zamanlarda evde beraber vakit geçirebilmemiz için monopoly tarzı oyunlardan bakacağım. Dayımlarda çok oynardık. Hep özenirdim.
3 Aralık 2009 Perşembe
Dün gece annemle kavga edip , kendimi sokağa atmam çok onurlu bir hareketti aslında. Çünkü ben ona ; "eğer bir kelime daha edersen evden giderim" demiştim. Bu lafımım üzerine kalkıp hala laf etmesi doğru değildi.
Evden çıktığım gibi babamın yanna gittim. Heralde 1 saat kadar yanında durdum , bulaşık falan yıkadım. Suyu çok seviyorum. Özellikle su sesini. Biraz rahatladıktan sonra yola koyuldum.
Haa ben müjdemi vermedim değil mi? Sigaraya başladım yavrucum. Öküz gibi de içiyorum.
Müjdemi verdikten sonra dün akşam olanlara devam edeyim. Evin sokağına geldiğimde sigaramın bitmemiş olması ve henüz annemlerin yatmamış olma ihtimali olduğu için sokağa girmeden devam ettim. İlerde mahallenin delikanlılarının toplandığı bir yer var oraya gittim. Yaklaşık 1 saat oturduktan sonra geri döndüm , vurdum kafayı , yattım.
1 Aralık 2009 Salı
Benim hoşlandıklarım benden hoşlanmıyor , benim hoşlanmadıklarım benden hoşlanmıyor.
Şuyoğurdusarımsaklasaktamısaklasaksarımsaklamasaktamısaklasak?
Bir an önce 2 altta ki yazının daha da altlara gitmesi gerekiyor. Artık yas tutmamalı , yeni ufuklara yelken açmalııııı. Tez elden...
Padişah fermanı gibi oldu.
Hadi ben kaçtım. Bays...
26 Kasım 2009 Perşembe
Bugün ilk göz ağrımın doğum günüydü.
Farklı duygularla uyandım uykumdan. Bir boşluk , bir yanlışlık , yapılması gereken ama yapılmamış birşeyler var gibiydi kalkıp yatağın köşesine oturduğumda. Uyandığım şehir , sokak , apartman , yatak farklıydı. Onun yanına gitmek için uyanmam gerekirken ben , amacım olmadan gözlerimi açtım bu sabah. Onsuz geçirdiğim önceki günlerde ki gibi boğazım düğümlü ve acı , nefesim hızlı ve derin...
Onu çok özledim...
Dün gece aradım. Açmadı...
Bugün saat 17 gibi aradı , telefon elimdeydi. Ekranda adını görünce kalp atışlarım hızladın , içim ısındı , gözlerim buğulandı. Hızla ve heyecanla kalktım koltuktan , odama gittim. Bir çırpıda adını rehberden buldum , aradım.
Sesi soğuk , ciddi ve asildi. Fazlaca asil...
Sesim ürkek , çocuksu ve fakirdi.
Hal hatır sordum , iyiyim dedi.
Bugün neler yaptığını sordum , sıraladı. Canımı yakmadı bu sefer. Demek ki aramadan önce ettiğim dualar kabul olmuştu.
Evet , siz hiç sevdiğiniz insanı ararken "ne olur canımı yakmasın" diye dua ettiniz mi?
İyi akşamlar diledim , kapattık.
22 Kasım 2009 Pazar
21 Kasım 2009 Cumartesi
Fenev
Bugün feneri eze eze sahaya gömdük. Yine thrasher bi Beşiktaş'lı olarak şeklimi koydum mekanda. Bağırdım , çağırdım , küfür ettim. Ohh ulan ne koyduk be fenere!
20 Kasım 2009 Cuma
Bit , pire.
Sınavlarımın artık bitmesini istiyorum. İstanbul'a dönüp , kusana kadar içmek , sonrada kanepede sızmak istiyorum. Ertesi sabah uyanıp zombi gibi dolaşmak istiyorum. Onunla barışmak istiyorum. Doğum günü çocuğu şımarıklıkları yapmak istiyorum.
Belki daha binlerce şey isteyeceğim ama ben asıl onu istiyorum...
Belki daha binlerce şey isteyeceğim ama ben asıl onu istiyorum...
19 Kasım 2009 Perşembe
1 haftadır sınavlarım nedeniyle Samsun'dayım. Buraya her geldiğimde İstanbul'un ne kadar mükemmel bir şehir olduğunu tekrar anlıyorum.
Devamlı kalacak yerim olmadığı için göçebe hayatı yaşamaktayım bir süredir. Kalabileceğim en yakın dayımlar ama onlara gitmek için ve geri okula dönebilmek için toplamda bir 20 lira attırmam gerekiyor. Bunu verebilecek güçteyim ama elim cebime gitmiyor , hergün bu parayı vermekte adama çok koyuyor doğrusu.
Ben İstanbul'u , annemi , kardeşimi , babamı özledim.
Devamlı kalacak yerim olmadığı için göçebe hayatı yaşamaktayım bir süredir. Kalabileceğim en yakın dayımlar ama onlara gitmek için ve geri okula dönebilmek için toplamda bir 20 lira attırmam gerekiyor. Bunu verebilecek güçteyim ama elim cebime gitmiyor , hergün bu parayı vermekte adama çok koyuyor doğrusu.
Ben İstanbul'u , annemi , kardeşimi , babamı özledim.
17 Kasım 2009 Salı
KIRIT-İK
Ahanda sıcak sıcak çıktı fırından.
"Dünyanın sonunu anlatan bir filmden nasıl bir senaryo bekliyorsunuz?
2012 filmi hem görsel efektleriyle hem aksiyon sahneleriyle benden tam puan aldı. Filmi türünde ki diğer filmlerden ayıran ve benimde filmi merakla beklememi sağlayan özelliği Maya'ların kehanetini anlatmasıydı. Klasik bir "dünyanın sonu" filmi gibi meteor çarpması veya uzaylı istilası değil. Bu yönüylede diğer filmlerden daha üstün ve dikkat çekici. Senaryo'da tek klişe olan; başrol oyuncusunun sorunlu bir aile yapısına sahip olmasıydı.
Oyunculuk olarak zeng,n rus milyarde Yuri karakteriyle karşımıza çıkan Zlatko Buric , Amerikan ekonomisinden ve gemilerin inşaasından tutunda kaçmayala ilgili ne varsa ondan sorumlu olan Carl Anheuser karakteriyle Oliver Patt. Özellikle Yuri'nin Bentley ve boksörle konuşma sahnelerinde ki oyunculuğu enfesti.
John Cusack ise canlandırdığı karakteriyle beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Yanlış anlaşılmasın karakterden bahsediyorum oyunculuk değil. Karaketerin felaket başladıktan sonra daha aklı başında ve ciddi olmasını beklerdim. Zaten yukarda da bir arkadaş böyle bir eleştiride bulunmuş.
Yorumun devamı gelecektir... "
"Dünyanın sonunu anlatan bir filmden nasıl bir senaryo bekliyorsunuz?
2012 filmi hem görsel efektleriyle hem aksiyon sahneleriyle benden tam puan aldı. Filmi türünde ki diğer filmlerden ayıran ve benimde filmi merakla beklememi sağlayan özelliği Maya'ların kehanetini anlatmasıydı. Klasik bir "dünyanın sonu" filmi gibi meteor çarpması veya uzaylı istilası değil. Bu yönüylede diğer filmlerden daha üstün ve dikkat çekici. Senaryo'da tek klişe olan; başrol oyuncusunun sorunlu bir aile yapısına sahip olmasıydı.
Oyunculuk olarak zeng,n rus milyarde Yuri karakteriyle karşımıza çıkan Zlatko Buric , Amerikan ekonomisinden ve gemilerin inşaasından tutunda kaçmayala ilgili ne varsa ondan sorumlu olan Carl Anheuser karakteriyle Oliver Patt. Özellikle Yuri'nin Bentley ve boksörle konuşma sahnelerinde ki oyunculuğu enfesti.
John Cusack ise canlandırdığı karakteriyle beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Yanlış anlaşılmasın karakterden bahsediyorum oyunculuk değil. Karaketerin felaket başladıktan sonra daha aklı başında ve ciddi olmasını beklerdim. Zaten yukarda da bir arkadaş böyle bir eleştiride bulunmuş.
Yorumun devamı gelecektir... "
15 Kasım'da yazmışım ve devamı gelecek demişim. Gelir gelir bekleye durun.
Dünya' nın sonu , felaket ve kehanetler üzerine olan filmleri çok seviyorum. Geçen cumartesi bu 3 kriteri barındıran 2012 filmini izlemeye gittik. Ufak bir krtik yaptım , hadi bakalım.
Bulabilirsem ekleyeceğim...
Üş...
Altta yaptığım konser kritiğinin yazıları biçimsiz olmuş. Üşengeçliğimden girip düzeltemiyorum. Siz burdan anlayın ne kadar üşengeç bir adam olduğumu.
12 Kasım 2009 Perşembe
Hatesphere Konseri.
Bir sitede yazdığım yazıyı burayada kopyalayamak istedim.
Buyrunuz.
Yavaştan ben de Hatesphere konserini yorumlamaya başlayayım.
Geceye geç katıldığım için Heretic Soul'u izleyemedim. Burak'ın yorumlarından da anladığım kadarıyla çokta birşey kaçırmamışım.
Kemancıya girmeden önce kendi kendime "şimdi bu adamları o kadar kalabalığın arasında nasıl bulacağım" demiştim ama içeri girer girmez Aytaç gördü hemen beni. Konsere gelenlerin ne kadar az olduğunu anlayın işte... Gittim yanlarına ve öpüşüp koklaştıktan sonra Insistence'ı dinlemeye koyuldum. Bu arada toplamda 10 kişi falan dinliyordu heralde Insistence'ı. Neyse ; Insistence'ı önceden hiç dinlememiştim ama vokalin hareketleri olsun sahnedeki duruşu olsun sağlam gözüktü bana. Sahne hakimiyeti ve seyircilerle olan diyalogu gayet iyiydi. Ama tek rahatsız edici hareketi ise sürekli seyircilere sırtı dönük olmasıydı. Başını tam hatırlamıyorum ama dikkat çekmek için "... burası kadıköy değil" demesi beni baya güldürmüş ve daha da önlere gitmemi sağlamıştı. Kısacası vokal şu sırt dönme dışında gayet iyiydi. Grubun bassçısını yolda görseniz hanım evladı dersiniz. Yani o derece mülayim bir adam görüntüsündeydi. Zaten konser sırasında ki mimikleri , gereksiz yere ağız burun bükmesi hiç inandırıcı değildi. Bence gidip Bülent Ersoy'la çalışmalı.
Grup yeni şarkısını da çaldı ama beni önceki şarkıları kadar etkilemedi. Sertleşme adına körelmiş gibi geldiler. Belkide bu ses sisteminin berbat olmasından kaynaklanmış olabilir.
Sanırım yeni şarkılarını çaldıktan hemen sonra mekanda polis amcalar gördük. İçeride volta atarken "biz burdayız akıllı olun" havalarındaydılar. Tam bu sıralarda Pervane Adam , Sergencore'u tuvalete gizlemişti bile (Burak'a söylemedim ama bu hareketini çok tuttum. Helal olsun sahip çıktı arkadaşına.)

Hemen hemen bir 20 dakika bu volta işlemi sürdü. Tabii Sergencore'da tuvallette mahkum kaldı
Ama hardcore adam kabında durmaz. O da bunu bilincinde olarak çıkmış tuvaletten , gitmiş yarı tavuk yarı martı etinden yapılmış döneri yemiş
Afiyet olsun 
Bir süre sonra yine önceden hiç dinlemediğim One Bullet Left sahnedeydi. Aman tanrım o ne bassçıydı öyle! Adam tam bir mutant. Bass gitar çalmak için yaratılmış adeta. Zaten adam bu öküzlüğünün hakkını bassı çalarakta fazlasıyla verdi. Vokalden çok o vardı sahnenin ortasında. Back vokal olarakta şarkılara katıldı arada. Bassçı ne kadar mutantsa vokalde o kadar 3 çocuklu baba görüntüsündeydi. Çok çabaladı seyircileri önelere çekebilmek için ama nafile. O da Burak'ın dediği gibi önde duran 8-9 kişiyle wall of death yaptırmaya kalktı. Kesin komik bir görüntü olmuştur ama Hatesphere'a ısınmamız gerekiyordu.
Az sonra çok özel anlarımda hayalini kurduğum Özge Özkan sahnedeydi. Yakından görünce görmez olaydım dedim. Sosyetik konsomatris tipi vardı kendisinde. Gruplar beraber söylediği şarkıda da sıçtı tam anlamıyla. Bunda yine ses siteminin kötülüğünün payı vardır ama kendiside hiç istekli değildi.
Saat 11 sularında ilk önce ekran bir kalabalık ardından da keskin bir gitar sesiyle ayaklandık. Biz dışardaydık ve Hatesphere fişeği ateşlemişti. Daldık hemen içeriye ve en önde Burak olmak üzere saflarımızı aldık
Önce ki üç gruba göre izleyenler daha fazlaydı fakat bundan kimse tatmin olmadı. Ama adamlar bunu hiç iplemedi , çalmaya ve içmeye devam ettiler. Konserin bu bölümünde ben de yavaş yavaş gaza gelmiştim. Nispeten One Bullet Left'e göre daha çok mosh pit döndü ortalıkta. Sonlara doğru thrash tayfası falanda katılınca çok gaddar şeyler oldu Kemancıda. Yeri geldi dirsek yedim , gözüm şişti , yeri geldi yere kapakladım. Fotoğraflardan da belli oluyor zaten leş gibi terlemişim
Millet sanki 3 saat tutmuş kendini herkes Hatesphere'da koptu anasını satayım. Son parçalarada baya kalabalıklaştı ortam. Millet kafaları çekti , sapıttı tabi.
Bu sapıtanlar arasında Satyricon t-shirt'lü bi bilekçi zamazingoda vardı. Kafa sallamaktan ve saçma sapan el hareketleri yapmaktan başka bildiği bir cacık yoktu. Sanırım vokaldi tam hatırlamıyorum ama Burak'a verilen suyu elinden alıp etrafa saçtı. Bu su yüzünden de yere uçtum zaten
Sahne önünün sağ tarafında taaa Insestence'dan beri kafa sallayan bir dişi vardı. Ve bu dişi One Bulle Left sahnede iken çeşitli darbelere maruz kaldı. Hatta bi ara elime geldi saçı , küfür ederek yavaşça iteleyerek uzaklaştırdım kendisini
Hatesphere sahnedeykense bu sefer beyaz t-shirt'lü ortalama 40 kilo ve 1.55 boyunda bir dişi belirdi. Kendisi ne yapmaya çalıştı bilmiyorum ama baya bir dayak yedi ahali tarafından
Kız bağına o kadar ayının arasında ne işin var?
Konserde en güzel şey vokal Jonathan'ın sempatik hareketleriydi. Şerefe demesi , tesbih sallaması , elleriyle kalp yapması , göbek atması falan seyirciyi iyiden iyiye havaya soktu.
Sonucunda da Burak'la kanka oldular zaten. Aradım , konuştum. Cuma kahveye okey oynamaya gelecekmiş. Ortim Burak olsun dedi. Ordan da fasıla akarız dedi kendisi. Rakı içmeyeli çok olmuş.
Konser sonunda Burak'ın "hatebreed konserinin yanında bu müslüm gürses kalır" demesi çok koydu itiraf edeyim
Hala gidemediğime pişmanım.
Kemancıda çalışan kıza da vuruldum lan ben
Hepsini okumayın. Yazım hataları boldur , anlatım bozukluğu fazladır
Burak kot ceketi unutma
Geceye geç katıldığım için Heretic Soul'u izleyemedim. Burak'ın yorumlarından da anladığım kadarıyla çokta birşey kaçırmamışım.
Kemancıya girmeden önce kendi kendime "şimdi bu adamları o kadar kalabalığın arasında nasıl bulacağım" demiştim ama içeri girer girmez Aytaç gördü hemen beni. Konsere gelenlerin ne kadar az olduğunu anlayın işte... Gittim yanlarına ve öpüşüp koklaştıktan sonra Insistence'ı dinlemeye koyuldum. Bu arada toplamda 10 kişi falan dinliyordu heralde Insistence'ı. Neyse ; Insistence'ı önceden hiç dinlememiştim ama vokalin hareketleri olsun sahnedeki duruşu olsun sağlam gözüktü bana. Sahne hakimiyeti ve seyircilerle olan diyalogu gayet iyiydi. Ama tek rahatsız edici hareketi ise sürekli seyircilere sırtı dönük olmasıydı. Başını tam hatırlamıyorum ama dikkat çekmek için "... burası kadıköy değil" demesi beni baya güldürmüş ve daha da önlere gitmemi sağlamıştı. Kısacası vokal şu sırt dönme dışında gayet iyiydi. Grubun bassçısını yolda görseniz hanım evladı dersiniz. Yani o derece mülayim bir adam görüntüsündeydi. Zaten konser sırasında ki mimikleri , gereksiz yere ağız burun bükmesi hiç inandırıcı değildi. Bence gidip Bülent Ersoy'la çalışmalı.
Grup yeni şarkısını da çaldı ama beni önceki şarkıları kadar etkilemedi. Sertleşme adına körelmiş gibi geldiler. Belkide bu ses sisteminin berbat olmasından kaynaklanmış olabilir.
Sanırım yeni şarkılarını çaldıktan hemen sonra mekanda polis amcalar gördük. İçeride volta atarken "biz burdayız akıllı olun" havalarındaydılar. Tam bu sıralarda Pervane Adam , Sergencore'u tuvalete gizlemişti bile (Burak'a söylemedim ama bu hareketini çok tuttum. Helal olsun sahip çıktı arkadaşına.)

Hemen hemen bir 20 dakika bu volta işlemi sürdü. Tabii Sergencore'da tuvallette mahkum kaldı
Ama hardcore adam kabında durmaz. O da bunu bilincinde olarak çıkmış tuvaletten , gitmiş yarı tavuk yarı martı etinden yapılmış döneri yemiş
Afiyet olsun 
Bir süre sonra yine önceden hiç dinlemediğim One Bullet Left sahnedeydi. Aman tanrım o ne bassçıydı öyle! Adam tam bir mutant. Bass gitar çalmak için yaratılmış adeta. Zaten adam bu öküzlüğünün hakkını bassı çalarakta fazlasıyla verdi. Vokalden çok o vardı sahnenin ortasında. Back vokal olarakta şarkılara katıldı arada. Bassçı ne kadar mutantsa vokalde o kadar 3 çocuklu baba görüntüsündeydi. Çok çabaladı seyircileri önelere çekebilmek için ama nafile. O da Burak'ın dediği gibi önde duran 8-9 kişiyle wall of death yaptırmaya kalktı. Kesin komik bir görüntü olmuştur ama Hatesphere'a ısınmamız gerekiyordu.
Az sonra çok özel anlarımda hayalini kurduğum Özge Özkan sahnedeydi. Yakından görünce görmez olaydım dedim. Sosyetik konsomatris tipi vardı kendisinde. Gruplar beraber söylediği şarkıda da sıçtı tam anlamıyla. Bunda yine ses siteminin kötülüğünün payı vardır ama kendiside hiç istekli değildi.
Saat 11 sularında ilk önce ekran bir kalabalık ardından da keskin bir gitar sesiyle ayaklandık. Biz dışardaydık ve Hatesphere fişeği ateşlemişti. Daldık hemen içeriye ve en önde Burak olmak üzere saflarımızı aldık

Önce ki üç gruba göre izleyenler daha fazlaydı fakat bundan kimse tatmin olmadı. Ama adamlar bunu hiç iplemedi , çalmaya ve içmeye devam ettiler. Konserin bu bölümünde ben de yavaş yavaş gaza gelmiştim. Nispeten One Bullet Left'e göre daha çok mosh pit döndü ortalıkta. Sonlara doğru thrash tayfası falanda katılınca çok gaddar şeyler oldu Kemancıda. Yeri geldi dirsek yedim , gözüm şişti , yeri geldi yere kapakladım. Fotoğraflardan da belli oluyor zaten leş gibi terlemişim

Millet sanki 3 saat tutmuş kendini herkes Hatesphere'da koptu anasını satayım. Son parçalarada baya kalabalıklaştı ortam. Millet kafaları çekti , sapıttı tabi.
Bu sapıtanlar arasında Satyricon t-shirt'lü bi bilekçi zamazingoda vardı. Kafa sallamaktan ve saçma sapan el hareketleri yapmaktan başka bildiği bir cacık yoktu. Sanırım vokaldi tam hatırlamıyorum ama Burak'a verilen suyu elinden alıp etrafa saçtı. Bu su yüzünden de yere uçtum zaten

Sahne önünün sağ tarafında taaa Insestence'dan beri kafa sallayan bir dişi vardı. Ve bu dişi One Bulle Left sahnede iken çeşitli darbelere maruz kaldı. Hatta bi ara elime geldi saçı , küfür ederek yavaşça iteleyerek uzaklaştırdım kendisini

Hatesphere sahnedeykense bu sefer beyaz t-shirt'lü ortalama 40 kilo ve 1.55 boyunda bir dişi belirdi. Kendisi ne yapmaya çalıştı bilmiyorum ama baya bir dayak yedi ahali tarafından
Kız bağına o kadar ayının arasında ne işin var?Konserde en güzel şey vokal Jonathan'ın sempatik hareketleriydi. Şerefe demesi , tesbih sallaması , elleriyle kalp yapması , göbek atması falan seyirciyi iyiden iyiye havaya soktu.
Sonucunda da Burak'la kanka oldular zaten. Aradım , konuştum. Cuma kahveye okey oynamaya gelecekmiş. Ortim Burak olsun dedi. Ordan da fasıla akarız dedi kendisi. Rakı içmeyeli çok olmuş.
Konser sonunda Burak'ın "hatebreed konserinin yanında bu müslüm gürses kalır" demesi çok koydu itiraf edeyim
Hala gidemediğime pişmanım.Kemancıda çalışan kıza da vuruldum lan ben

Hepsini okumayın. Yazım hataları boldur , anlatım bozukluğu fazladır

Burak kot ceketi unutma

2 Kasım 2009 Pazartesi
Geçen süre zarfında çok zor günler yaşadım. Ailemle , özelliklede babamla baya sert tartışmalarımız oldu. Zaman zaman annem , babamla araları bozulmasın diye onun safında yer aldı , beni eleştirdi. Onunla da sert tartışmalar yaşadım. Ama bu kavgaların sonunda hep barıştık. Çünkü o meşhur "ana yüreği" devreye girdi. Evet girdi ama ben bir kere çok kırılmış , üzülmüş ve bu olanları hala unutamamıştım.
Babamla olan kavgalarımızın başlangıcı , benim onun yanında işe başlamış olmamdı...
Aylar sonunda okuldan dönmüş evde oturuyordum. Artık büyüdüğüm ve çalışabilecek durumda olduğum için rahat edemedim. Sonuçta çalışabilir , para kazanabilir ve eve yardımcı olabilirdim. E maşallah boyum posumda yerinde. Koca bir adamın evde kalmış kadınlar gibi oturması çok rahatsız edici ve hiç hoş değil. Bu zamanda durumun müsait ise çalışıp eve yardım etmek zorundasın. Kimsenin oturup kıç büyütme lüksü yok. Zaten büyüdükçe ailende senden böyle bir beklenti içerisine giriyor. Özellikle baba , kendisi küçük yaşta çalıştığı için kendi oğlundan bunu bekliyor. Bende bunların bilincinde olarak çalışmaya kadar verdim. Bunu ilk önce anneme sonrada babama söyledim. Zaten babamda ben okuldan dönmeden önce annemle bu konuyu konuşmuş , "okulu bittiğinde gelsin dükkanda çalışsın" demiş. Ne güzel. Baba ve oğul beraber çalışacaktık.
Tabii herşey böyle güllük gülistanlık değil. Gülü seven dikenine katlanır.
Çalışma isteğimi babama da söyledikten 3 gün sonra akşam babam evi aradı ve üstümü giyinip hemen yanına gelmemi istedi. Dükkanda işler yoğunmuş ve eleman eksikliği varmış. Dükkan dediğim restorant. Neyse ben giyindim , çıktım gittim babamın yanına. Soğuk karşıladı biraz beni. Anlam veremedim. Sonra birkaç şey söyledi yapmam gerekenlerle ilgili ve bende çalışmaya başladım...
Devamı daha sonra...
5 Temmuz 2009 Pazar
4 Temmuz 2009 Cumartesi
Kate
Biraz önce farkettim , Kate izlediğim her filminde birileriyle sevişiyor. Bir erkek olarak izlerken zevk almam yerine , çok ilginçtir ki içim sızlıyor. O masum güzelliğe bu roller yakışmıyor azizim. Rica ediyorum bir daha sevişmesin , kıskanıyorum..
...
Elimden geldiği kadar herkesin sorununu dinlemeye ve çözüm bulmaya çalışıyorum. Gelen tepkilerde de bunda başarılı olduğum kısmen söylenebilir. Kısmen dedim çünkü ben bir insana yardım ediyorum , olumlu veya olumsuz bir sonuca varıyoruz beraber. Olumsuz bir sonuçta adam kalkıp "iyice sıçtın" demeyeceği için , herkes "çok iyisin çok teşekkür ediyorum" diyor. E yardım ettim dövecek değil ya.
Bu dünyada herkesin bir sorunu var. Kimi aşktan , kimi işten , kimi hastalıktan. Sonra kimi bitten pireden. Bol paradan bile sıkıntısı olan vardır kesin. Harcaması dert tabii.
Velhasıl kelam insanlara yardım etmek huzur verici bir hadise. Deneyin , içiniz gerçekten rahatlayacaktır.
3 Temmuz 2009 Cuma
...
Pazartesi akşamı büyük ihtimalle İstanbul'a dönüyorum.
Sessiz , sakin , monoton ve asosyal yanım pek gitmek istemiyor. Alıştım tek başıma yaşamaya. Karışan eden yok. Sessiz sakin. İstediğimi istediğim yere koyabilir , kirletiyor ve istediğim zaman temizleyebiliyorum.
Diğer yanım , yani gezmeye dolaşmayı , insanları , kalabalığı , eğlenceyi ve aklınıza gelebilecek ne varsa yapmayı seven yanım deli gibi İstanbul'u istiyor.
Mesela kaç aydır alkol almadım. Önceliklerimde birisi bu olacak. Çünkü alkolü seviyorum. İyi de içerim hani.
Ailemide özledim. Sınıfta kalmamdan sonra yüzlerine bakmam zor olacak. Ama anne sıcaklığını , babamın benimle konuşmasını ve kardeşimin bana olan sonsuz ilgisini özledim.
Gidince saçlarımla oynayacak kesin. Toplayacak hatta örmeye kalkışacak. Telefonda da sormuştu çünkü saçın uzadı mı diye. Abisi canını verir onun için.
Yarın yorucu bir gün olacak. Kaldığım yeri mis gibi temiz yapmam lazım. Sonra eşyalarımı toplayıp valize sığdırmaya çalışacağım. Akşam üzeri gibi dayımlar gelir alır heralde beni. 2 günde onlarda kalır İstanbul'a giderim.
...
Sakız çiğnemeyeli çok uzun zaman olmuş. Sakızı kocaman bir balon gibi şişirip , sonra ağzının tam ortasına patlatmak gerçekten çok eğlenceli.
Ama çiğnemekten çenem çok ağrıdı.
Falım sakızların efendisi vesselam. Birde big babbel miydi neydi o işte. Dur lan birde sulugöz vardı ekşi ekşi.
Falım demişken , sakızdan fal çıkmasıda ayrı bir güzel. Haftasonu düğün varmış.
Kısmet..
2 Temmuz 2009 Perşembe
Kate
1 Temmuz 2009 Çarşamba
30 Haziran 2009 Salı
...
Kafamdan bir tel saç düştü biraz önce. Böyle havada süzülüşünü ve masanın üzerine düşüşünü izledim. Düştü , kalp şeklini aldı birden.
Çok ilginç. Oha falan olunur o derece..
...
Cidden ne yapacağımı bilmiyorum. Zaman ilerliyor ve ben boş boş bakıyorum saate. Annem arayacak belki. Çok korkuyorum. Nasıl diyeceğim ben sınavım kötü geçti diye? Hayal kırıklığı kötü şey. Babamda küstü zaten. Ulan hayatımın en boktan 2 senesini yaşıyorum.
...
Haa bir de unutmadan , çok güzel bir kızdan hoşlanıyorum sanırım :] Böyle heyecan , bi gülümseme falan oluyor anlamsızca.
Bakalım..
2 aydır amaçsız yaşıyorum. Şuan için hayattan pek bir beklentim yok. Sadece "o"u bekliyorum.
Belki gelir ha ne dersin?
Buna bende çok inanmıyorum ya. İpler koptu artık. O kadar çabalamama rağmen başaramadım.
Okulda da çaktım zaten. Geçen sene zaten berbattı. Bu senede pek farklı sayılmaz. Sadece bütünlemelere girdim işte. Geçen sene hiçbir bütünlemeye girmemiştim. Salaklık bildiğin. Başka bi bok değil.
Neyse işte bu sene girdim bütünlemelere , 100'lük kağıt verdim , hoca gitti 80 verdi. 55'den kaldım. Geçme notu 60. Anlam veremedim neden böyle bir şey yaptı. Ama gidip konuşacağım bu hafta içinde.
Diğer bir sınavımda ise boş kağıt vermeme rağmen sanırım hoca 80 vermiş. Tabii okulun sitesi beni yamultmuyorsa. Geçmiş oluyorum hemde tam 60 ortalama ile. Ucu ucuna yani.
Sonra efenim Türk Dili sınavından da 72 almışım , ilk sınavım 44 idi. Yine 61 not ortalaması ile ucu ucuna geçmiş bulunuyorum.
Hayırlısı neyse o olsun..
Seneye ayvayı yedim ama. Hem 2 senenin derslerini vermeye çalış hemde tekrardan öss'ya hazırlan. Zor olacak çok zor..
29 Haziran 2009 Pazartesi
28 Haziran 2009 Pazar
Kişi
2 kişiyi birden düşünmek çok zor. Hatta 3. Çünkü insan kendini düşünmeden yapamaz.
Seviyor muyum onu? Ona aşık mıyım? Unuttum mu? Hiçbir şey bilmiyorum. Kafam çok karışık. Aşk çok zor bir olaymış bunu anladım. Taşları yerine oturtmak cidden çok zor.
Ulan bunlardan önemli olan bir şey var. Aileme sınıfta kaldığımı nasıl açıklayacağım ben? Buyrun cenaze namazına..
İşte böyle bir şey
Oysa ki o kadar çok sevmiştik ki birbirimizi.. Her anımız dolu doluydu... Bambaşkaydı..İnanılmazdı..
1,5 sene süren bir rüyaydı , hayaldi , bulut gezintisiydi. Ve biz bu 1,5 senenin çoğu kısmını birbirimizden uzak geçirdik. Birlikte olduğumuz zamanlar paha biçilemezdi. Anlatılamazdı. Her saniyeyi ona dokunarak geçirirdim. Çünkü bilirdim bu saniyeler , dakikalar , saatler , günler bitecek ve tekrar ayrılacağız birbirimizden.
Böyleydi işte.
Şimdi öfkeliyim , kinliyim. Sürekli sorguluyorum kendimi. Nerde hata yaptık , yaptım diye. Yada her şey yalan mıydı? Olamazdı. Yalan olamazdı. Adım gibi biliyorum bunu.
26 Haziran 2009 Cuma
Şıp.
Evet akıyor , akıyooor , aaaaktıııııııııığğ...
Bir damla ter...
Böyle sırtımdan başlayarak , kendine sırt kıvrımımı yol alarak aşağıya doğru hızlı ve kararlı bir şekilde süzüldü , gitti. Acayip bir his bu. Sanki sırtımda dolaşan ter damlası değil de usta bi masözün yumuşak parmakları. Masaj yaptırmak ne güzel bir duygudur kim bilir. Böyle saatlerce uzanacaksın , ayak parmaklarından başlayarak boynuna hatta kafa tasına kadar masaj yapacak.
Ulan yine konu ebesinin şeyine kaçtı..
Efenim bugün , yurdumuza balkanlardan gelen sıcak hava dalgası ile ilgili birkaç kelam edeceğim.
E-de-mi-yo-rum..
Yok lan parmaklarım klavyenin tuşlarına yapıştı. Bu nasıl bir sıcak ey yüce rabbim?
22 Haziran 2009 Pazartesi
Telefon görüşmesi.
Uzun zamandır korku ile beklediğim ve nasıl konuşmam gerektiğini düşündüğüm telefon görüşmesini geçen gün yaptım. Beklediğim üzere arayan annem değil babam olmuştu. Buda telefonu ilk açtığım zaman baya bir ürpermeme ve ne diyeceğimi bilmez bir hale bürünmeme sebep oldu. Çünkü hem uzundur zamandır babamla konuşmamıştım hemde sorulan sorulara vereceğim cevapları babama değil anneme vermek üzere kendimi hazırlamış ve planlamıştım. Ama dakka 1 gol 1 oldu.
Neyse efenim arayan babam gayet içten ve babacan bir ses tonuyla ne yaptığımı sordu. Bende evde oturduğumu söyledim. Bunu gibi hal hatır sormalardan sonra asıl arama sebebi olan ders notlarıma gelmişti sıra. Bende heyecan ve korku ile bu anı bekliyordum tabiki. Ve babam "hani arayaktın cuma bitmişti sınavların" diyerek hem sitemkar hemde merakla vereceğim cevabı bekliyordu. Bende bir o kadar korkarak ve çekinerek 4 dersten kaldığımı zar zorda olsa söyleyi verdim. Ama ömrümden ömür gitti tabi. Bunu söyledikten sonra kısa bir sessizlik oldu ve ben acı bir şekilde yutkundum , üzüldüm ve ağlamaklı oldum. Çünkü verdiğim sözü yani okulu zamanında bitirme sözünü tutamamıştım. Aileme hiç bir konuda sıkıntı ve üzüntü vermeyen ben , yine ders konusunda onları üzmüş ve büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştım. Bunları ben düşüne dururken babam kötü notlarımın sebebini sordu. Bende derslere kendimi veremediğimi ve zor olduklarını söyledim. Babam neden derslere kendimi veremediği sordu ve "ne yaptın yattın mı dedi". Yani kıçını devirip yattın mı demek istedi üstü kapalı. Bu sorununda cevabı verdikten sonra derslerden geçemezsen ne olacağını sordu. Bende seneye sınavlara gireceğimi söyledim. Tabi bu kısa ama öz konuşma sırasında benim ses tonum 5 yaşındaki bir çocuğun yaptığı yaramazlıktan sonra babasına verdiği hesaptaki gibiydi. Yani ağlamaklı ve titrek bir ses tonuyla. Bu yüzden de konuşmayı çok uzatmak istemeyip babama "gelince konuşalım baba" deyip o an için kurtulmak istedim. Ve oldu da. Telefonu kapattık , ben ağlama başladım. Evet o devasa adam 5 yaşındaki bir çocuk gibi ağlamaya başladı. Ama iyi de oldu. Çünkü zırlamam bitince ne kadar çok rahatladığımı farkettim.
Buradan aileme seslenmek istiyorum; Bazen insanların elinde olmayan nedenlerden dolayo hayatları sekteye uğrayabilir. Baba nasıl sen çok çalışsanda işlerin elinde olmayan nedenlerden dolayı kötü ise. Benimde elimde olmayan nedenlerden dolayı derslerim kötü. Elimde değildi. Çaba sarfettim senin gibi baba. Hırsta yaptım bana hırs yapmadın deme. Size ne kadar çok teşekkür etsem azdır. Hakkınızı ödeyemem. Sizleri çok seviyorum. Bana güvenin seneye okul hayatımla ilgili verdiğim bütün sözleri tutacağım. Göreceksiniz..
10 Haziran 2009 Çarşamba
8 Haziran 2009 Pazartesi
*
Evet yavaş yavaş doluyor burası. Alışıyorum yavaş yavaş. Alışkanlıklarımdan kolay kolay vazgeçebilen bir adam da değilim.
Ciğer manyağı kedi.
Ciğeri çok seviyorum. Ciğer dedin mi akan sular durur. Arnavut olsun Arap olsun farketmez benim için. Irk ayrımı yapmaksızın çok seviyorum. Böyle yağlı olacak , bol acılı bir de yanına pilav. Veya ekmek arası olarak. Ama ekmek tost makinasında bastırılmış ve yağa bandırılmış olacak. O yağ ekmeği ısırdığımda hafif hafif akacak. İçecek olarakta kola. Ama pepsi. Hergün yiyebilirim. Hergün yiyorum..
Uyumak.
Uyumak dünyanın en güzel şeylerinden biri olsa gerek kimilerine göre. Taa ki bu sabaha kadar bana göre de öyleydi aslında. Ne oldu da değişti derseniz eğer bu gün uyuyakaldığım için önemli bir sınavıma giremedim. Nasıl uyumuşsam artık terden bir yatağa yapışmadığım kalmış. Ha şu da var. Ben yaz aylarında bile yorganla yatan bir adamım. Bilmem çok seviyorum yorganı. Yorgan güzel şey vesselam.
Neyse efenim işte bir uyandım saat 2. Hava gavur amı gibi yanıyo afedersin , ben zaten kendimden geçmişim. Elim ayağım tutmuyor uykusuzluktan. Ulan yuh saaat 2'de uyanmışsın daha ne uykusuzluğu diye sormayın. Çünkü sabah ezanı ile birlikte uyudum. İmam camiye giderken bende ona el salladım ve öyle girdim yatağıma. Neyse uyandım gittim elimi yüzümü yıkadım geçtim bilgisayarımın başına. Rutin olarak download'umu kontrol ettim , mail'lerime göz attım , facebook'a baktım. Yemekti müzikti derken tekrardan uykum geldi. Saat tabi oldu 5. Bir yarım saat daha dayanabildikten sonra yatağın sıcacık kollarına bıraktım kendimi. Ama ne bırakış. Resmen baya bir yüksekten yere düşen koca bir domates gibi. Korkuyorum yatak kırılacak diye ama bu fanteziyide çok seviyorum nedense. Efenim tekrar uyuduktan sonra , yarım saat önce tekrar uyandım ve inanır mısınız hala uykum var. Yuh! Hala ne uykusu lan?! Tamam çok uyuyorum ama ne yapayım uyumak dünyanın en güzel şeyi.
7 Haziran 2009 Pazar
(!)
Sistemi çözmeye çalışıyorum. Ne nasıl yapılmış , hangi renk , hangi yazı stili vsvs.. Daha kolay yaparbilirdiniz!
"Balık Öpücüğü nedir" sorusunun cevabı..
Bu sorunun cevabı hiç bir zaman öğrenilemeyecek. Evet , ne yazık ki hiç bir zaman..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

